İki Günlük Dükkanlarımız
Bir kermeste mobilya görmeyi bekler misiniz?
İlk anababagünü’nde Çıplak Ayaklar Kumpanyası iki günlüğüne dansa ara vermişti. Bir cuma akşamı sabah 4:00’e kadar kurulum yaptıktan sonra, market sabahı geldiğinde RENE standını kurduk. Kimse orada mobilya satıldığını fark etmedi.
Üstelik mobilyaların bir kısmını katılımcılara masa olarak vermiştik. Şimdi dönüp bakınca, bunun pek de iyi bir fikir olmadığını görüyoruz.
İki günlük bir dükkan kurmak, duvarları olan bir dükkan kurmaktan daha zormuş.
Çünkü insanlar bir mağazaya girdiklerinde ne satıldığını bilir. Bir pop-up markette ise önce neye baktıklarını anlamaları gerekir. Siz onlara bunu birkaç saniye içinde anlatamazsanız, yürüyüp giderler.
İlk markette bunu yaşayarak öğrendik. Güzel bulduğumuz parçaları yan yana koymanın yeterli olacağını sanmıştık. Oysa bir dükkânın yalnızca ürünlerden değil, işaretlerden oluştuğunu bilmiyorduk. Bir sandalye tek başına sandalyeydi; bir konsolun üstüne çıkınca sergileme elemanına dönüşüyordu. Bir sehpa, üzerinde kahve bardağı görünce satış ürününden çok ortak kullanım alanı gibi algılanıyordu.
Sonraki marketlerde her seferinde küçük değişiklikler yaptık. Bazı mobilyaları yükselttik,
bazılarını boş bıraktık. İnsanların içine oturabileceği alanlarla sadece bakabilecekleri alanları ayırdık. Her parçanın görünmesi kadar, satılık olduğunun anlaşılması gerektiğini
öğrendik.
İki gün süren bir dükkanın en ilginç tarafı da bu zaten. Cuma akşamı olmayan bir yer yaratıyorsunuz. Pazar akşamı ise hiçbir iz bırakmadan topluyorsunuz.
Belki de bu yüzden her markette standımıza yeniden bakıyoruz. Kalıcı bir mağazada yıllar
içinde öğrendiğiniz şeyleri, biz iki günde öğrenmeye çalışıyoruz. Sonra hepsini söküp bir
sonraki markette baştan deniyoruz.
RENE’nin dükkanı hiç bitmiyor. Sadece iki günlüğüne farklı bir yerde yeniden kuruluyor.